Türkiye Yapay Zeka Zirvesi'nde Önemli Açıklamalar

13.06.2026 - Cumartesi 20:19

İSTANBUL / TEKHA

BAYKAR Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, “Ruhsuz bir rasyonalizmin, kendinden başka kimseye hayat ve hürriyet hakkı tanımayan materyalizmin tahakkümü altındayız. Makinelerin ve makine insanların istilasıyla karşı karşıyayız. Makine insanlar için; inanç, sevgi, merhamet ve hürriyet yoktur” dedi.

Türkiye Yapay Zeka Zirvesi’nde bir konuşma yapan Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, “21’nci yüzyılın en keskin teknolojik ve ahlaki yol ayrımında, ‘insan’ kalmanın ve insanlık onuruyla hür bir şekilde var olmanın yol haritasını konuşmak üzere bir araya geldik. Bundan yaklaşık 30 yıl önce insanlığa bir ‘teknoloji ütopyası’ satıldı. İnternetin sınırları kaldıracağı, bilginin serbest dolaşımının dünyayı eşitleyeceği ve sivil teknolojilerin küresel barışı getireceği söylendi. Oysa bugün görüyoruz ki, bağımsızlığımızı tehdit eden en büyük unsur, sınırlarımıza yığılan konvansiyonel ordular değil. Tedarik zincirlerimize, veri merkezlerimize ve doğrudan cebimizdeki cihazlara sızan ‘teknokapitalist küresel tahakkümdür.’ Milyarlarca insanı uyuşturucu gibi müptela kılan bir sistemle, ‘gönüllü bir esaret’ olarak hayatımıza giriyor” dedi.

İnsanları Hürriyetinden Kopartıyor

Sosyal medyanın temel algoritmasının adeta eroine benzer bir dopamin girdabının müptelası haline getirdiğini ifade eden Bayraktar, “Arka planda çalışan yapay zeka, nörolojik zaaflarimizi analiz ederek dopamin salgımızı tetikleyecek, bizi o ekranda 10 saniye daha fazla tutacak ‘öfke, hedonizm ve korku’ temelli içerikleri optimize ediyor. Baktıkça ağına daha fazla çekiyor, içine çekildikçe daha fazla bakıyorsunuz. Bu bağımlılık sinsi bir şekilde insanı sağlığından, akli melekelerinden ve en önemlisi hürriyetinden koparıyor. İnsanın irade göstermesine, bir insan olarak asli fonksiyonlarını yerine getirebilmesine engel oluyor ve nihayetinde zayıf düşürüyor” diye konuştu.

Yok Oluş Ve Mutlâk Yıkım Vardır

İnsan ile makine arasındaki çizginin giderek bulanıklaştığını altını çizen Selçuk Bayraktar, “Sadece makinelerin insanı taklit etmesinden bahsetmiyorum, insanların hızla makineleştiği karanlık bir çağa doğru yol alıyoruz. Ruhsuz bir rasyonalizmin, kendinden başka kimseye hayat ve hürriyet hakkı tanımayan materyalizmin tahakkümü altındayız. Makinelerin ve makine insanların istilasıyla karşı karşıyayız. Makine insanlar için; inanç, sevgi, merhamet ve hürriyet yoktur. Onlar için acı, hasret, keder de yoktur. Makine acı çekmez, makine özlem duymaz, makine ‘Neden’ diye sormaz. Makineler ve makine insanlar için sonsuz döngüler, programlı kısır görevler, manayı yitirmiş karanlık ve en nihayetindeyse kaçınılmaz yok oluş ve mutlak yıkım vardır” diye konuştu.

Kuşatma Doğrudan İrademizi Ve Ruhumuza Yapılmaktadır

Makinelerin ve makine insanların yaptığı kuşatmanın neredeyse birer silaha dönüştüğünün altını çizen Bayraktar konuşmasında şunları söyledi:

“Bu kuşatma sadece cihazlarımıza değil, doğrudan irademize ve ruhumuza yapılmaktadır. Bugün sivil teknoloji ürünlerinin neredeyse tümü birer silaha dönüştürülmüş durumda. Bütün uzuvlarıyla örümcek ağına hapsolmuş bir insanı ve onu iliklerine kadar sömüren bir canavarı düşünün. Bedelini ödeyerek aldığımız akıllı telefonlar, saatler, iletişim ağları adeta insanlığı bir örümcek ağına hapsetti. Oysa inancımızda örümcek ağı, insanı zulümden, kötülüklerden muhafaza eden ve hürriyeti koruyan adeta mucizevi bir perdedir.”

Terör Eylemlerinde Silaha Dönüşebiliyor

“Bugünün ‘tekno-canavarları’, tüm insanlığı attığı her bir adımdan, aldığı her bir nefese kadar takip eden, hapseden bir ağ ördüler” diyerek sözlerine devam eden Bayraktar, “Yakın zamanda bazı devletlerin terör eylemlerinde de gördük ki, tedarik zincirine sızdırılan bombalarla cebimizdeki telefonlar, akıllı saatler, hatta kulaklıklar bile insanları katletmek için birer silaha dönüşebiliyor” dedi.

Onurlu Bir Varoluşun Yol Haritası

Türkiye gibi dost ve kardeş devletlerin kısıtlı kaynaklarla rekabet ettiğini ifade eden Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, “Bizim yapmamız gereken, İHA ve SİHA serüvenimizde yaptığımız gibi bugüne değil geleceğe odaklanıp, başkalarının belirlediği kuralları takip etmek yerine paradigma dönüşümü oluşturarak yepyeni bir kırılım yakalamaktır. Temelinde bir istatistik tahminleme makinesi olan büyük dil modellerinde, yakın zamanda gerçekleşen ilerlemeler, aslında doğru yönlendirildiğinde bu kırılımın en büyük göstergesidir. Kaba işlem gücü yerine, insanın düşünsel yeteneğine benzer yöntemsel iyileşmeler, bu makineleri çok daha az işlem gücüyle daha ileri seviyede bir başarıma ulaştırmıştır” şeklinde konuştu.

Onları Keşfedemedi

İnsanlığın yüzyıllar boyu evreni gözlemlediğini, veriyi tablolar halinde biriktirildiğini aktaran Selçuk Bayraktar, “Topladığı verideki rastlantısal görünümlü niceliklerden, niteliksel bağlar kurarak; bir anlamda aklını kullanıp, soyutlandırarak, ardındaki o basit ama sanatsal diyebileceğimiz doğanın kanunlarını keşfetti. Yerçekimini, gezegenlerin hareketlerini, elektromanyetik denklemleri, kuantum kuramını, matematiğin kusursuz diliyle ifade etti. İnsanoğlu bunu yaparken; devasa machines bugün yaptığı gibi neredeyse sonsuz boyuta sahip bir uzayda, sonsuz deneme ve yanılma yaparak, adeta bu geniş uzayın her bir noktasını teker teker test ederek o kanunları bulmadı. Enerji kapasitesi 20 wattı dahi geçmeyen beyniyle kainatın en derin şifrelerini kırdı. Harezmi de, İbni Sina da, Newton da, Maxwell de hepimizin sahip olduğu o aynı mucizevi insan beynine sahipti; terawattlarca enerji tüketen ruhsuz bir veri merkezine değil. İşte bu yüzden, yapay zekayla alakalı ilerleme modelimiz sadece donanım tekellerinin güdümündeki istatistiksel yığınlara dayanmamalıdır” diye konuştu.

Açık Kaynaklı Yazılım Modeli Şart

İnsanlığın bilimsel birikiminin üzerine inşa edilmiş, fiziksel alemi de içeren, dilin yapısı ve düşünsel yeteneklerin yapı taşlarını merkeze alan melez bir yaklaşım olması gerektiğinin altını çizen Bayraktar, “İstatistiksel yapay zeka makinesine ilave edeceğimiz insanın düşünme mekanizmasını taklit eden her bir semantik yetenek, bizi dev işlemci yığınlarına mahkum olmaktan kurtaracaktır. Çok daha düşük işlem gücüyle, daha karmaşık ve çetin problemleri çözmemizin anahtarı olacaktır. Kendimize ait, açık kaynaklı, şeffaf, denetlenebilir yazılım, donanım ve teknoloji ekosistemimizi kurmalıyız. Mümkünse ekosistemin her bir unsurunu bağımsızca geliştirebilme ve üretebilme kabiliyetine sahip olmalıyız. Kısa vadede mümkün olmadığı durumlarda, iş birliklerine veyahut doğrudan dışarıdan temin yoluna başvurabiliriz. Dışarıdan aldığımız sistemlerin tümüne de, özellikle altyapı yazılımları ve donanımları söz konusu olduğunda, açık kaynaklı yazılım modelini şart koşmalıyız” dedi.

Buna Asla Rıza Göstermeyiz

Bayraktar, “Yegane gayesi ‘kar maksimizasyonu’ olan küresel tekellerin, tüm insanlığın hayatını kendi veri merkezlerinde toplaması, ulusların ve toplumların egemenliğine vurulmuş sinsi bir darbedir. Bu kuşatmanın yarın karşımıza ne olarak çıkacağını görmek için kahin olmaya gerek yoktur. Bu, modern dünyanın gönüllü kölelik fermanıdır. İşte bu yüzden, verilerimizi küresel dev tekellerin sunucularına teslim etmek yerine, dağıtık öğrenme ve işleme mimarilerini hayata geçirmeliyiz. Veri, kendi kurumlarımızda ve kendi sınırlarımız içinde kalırken; algoritmalarımız bu dağıtık ağlarda mahremiyeti bozmadan öğrenecek ve bizi bu sömürü düzeninden kurtaracaktır” dedi.

Teknolojik Dayanışma İttifakı Kurmalıyız

Yapay zekadan ileri çip teknolojilerine, kuantum bilgi işlemden robotik otomasyona uzanan bu yolda; dağıtık işlem ve veri merkezi modellerini geliştirmek gerektiğini altını çizen Bayraktar, “Böylelikle devasa, merkezcil bulut yapılarına ihtiyaç azalacaktır. Geliştirdiğimiz yüksek teknolojiyi dost, kardeş ve mazlum halklarla paylaşarak insani bir ‘Teknolojik Dayanışma İttifakı’ kurmalıyız. Tekellerin dev veri merkezlerine mahkûm olmadan, gücümüzü birleştirmek zorundayız. Gücümüzü birleştirirsek, bu tekellerin oluşturduğu örümcek ağını yırtıp atabiliriz. Bu birleşme sadece kâğıt üzerinde bir ittifak değil, derin bir zihniyet devrimi olmalıdır. Bizler için bu devrim, Milli Teknoloji Hamlesi vizyonuyla hayat gailesine dönüştü” dedi.

Teknofest Kuşağının İmzası Taşınmaktadır

Yarının dünyasını, hür bir iradeyle gençlerin kuracağını ifade eden Selçuk Bayraktar, “Yıllar evvel TEKNOFEST’lerde bu toprakların bağrına bıraktığımız tohumlar, mazisi ve istikameti belli ulu çınarlar gibi göğe yükseliyor. TEKNOFEST kuşağı, zihinlerine vurulmak istenen prangaları parçalamış, küresel tahakkümün ördüğü ağları saçak saçak darmadağın eden bir hürriyet kuşağıdır. Savunma alanında dünyanın en büyük İHA şirketi olan Baykar’da da geliştirdiğimiz yeni nesil yapay zeka sistemlerimiz, kuş sürüleri gibi birbiriyle haberleşen otonom sürülerimiz ve dünya harp doktrinini yeniden yazan tüm çalışmalarımız, TEKNOFEST kuşağının imzasını taşımaktadır. Dost, kardeş ve mazlum coğrafyalarla el ele vererek yapay zekayı iyilik temelinde geliştirmeye devam edersek, eğitimde, sağlıkta çığır açıcı yeniliklere ulaşabiliriz” dedi.

Yapay Zekayı Olumlu Kullanabiliriz

Yapay zekayı iyilik temelinde geliştirmeye devam edilmesinin altını çizen Bayraktar, “Protein sentezi ve akıllı ilaç keşfi gibi kombinatorik problemleri çözmede mahir olan yapay zeka ve ileri işlem gücüyle, insanlığı pençesine almış kanser gibi hastalıklara çare bulabiliriz. Robotik cerrahiden hekimlik hizmetlerine kadar sağlığın her alanında çok daha maliyet etkin bir şekilde geliştirdiğimiz çözümleri ihtiyaç duyan herkese ulaştırabiliriz. İnsanların öğrenme yetilerine göre özelleşmiş yapay zeka destekli içerikleri ve eğitim asistanlarını yeryüzünün her köşesine ulaştırarak fırsat eşitliğini sağlayabiliriz. Bu sayede, gelişmiş ülkelerde dahi tıkanmış olan sosyal mobilizasyonu canlandırabiliriz. Gelir adaletsizliğini azaltarak insanlığın sosyal refahını artırabiliriz” ifadelerini kullandı.

Biz Mümkün Olduğunu Gösterdik

Küresel dijital tahakkümü yıkmak ve yüz yüze bakar gibi bir sosyal medya deneyiminin mümkün olacağını göstermek adına NSosyal’i geliştirdiklerinin altın çizen Selçuk Bayraktar konuşmasına şöyle devam etti:

“NSosyal ile zararlı içeriklere müptela etmeden, tahkir ve linç etmeden, kutuplaştırmadan, yüz yüze bakar gibi bir sosyal ağın mümkün olduğunu gösterdi. Ulusların dijital egemenliğini teminat altına almak adına bunu da tüm dost ve kardeş coğrafyalarla paylaşmak üzere geliştirdi. Özelleşmiş alanlarda kullanmak üzere Türkçe kaynaklarla ve kültürel değerlerimizle eğitilmiş T3AI dil modelini hayata geçirdi. Bu modelin büyük, orta ve küçük parametreli versiyonları ve teknolojisi kamu yararı adına kurumlarla paylaşıldı. TEKNOFEST kuşağı yüzyıllardır bilimsel metodolojide olduğu gibi doğru ve güvenilir bilgiyi insanlara ulaştırabilmek adına, kaynağı, kökü ve müellifi belli olan açık kaynaklı KÜRE Dijital Ansiklopedi’yi de geliştirdi.”

YORUM YAZ